Kişisel Gelişim

Nasıl mutlu olunur? mutlu olmak için ne yapmalıyım?

Mutsuzluğun nedeni, senin mutluluk fikrindir. Mutluluk fikrini bırakırsan mutsuzluğunla yüzleşirsin ve mutsuzluğun sona erer. Mutsuzluğunu sona erdirmeden mutluluk peşinden koşman ve mutlu olmaya çalışman mutsuzluğundan kaçıştır.

Gerçek şu ki, mutsuzluk sona ermeden, mutluluk yoktur.

Mutsuzluğu yaratan bu etken, yani geçmişin devinimi olan insan yapımı zihinden kendini ayıran ve etrafına yüksek duvarlar ören bu ego etkinliği sona ermeden mutluluk açığa çıkmaz.

Şu an olanın, olmakta olanın farkına varabilir misin? Şu an dışarıda ve içeride zihninde olanla birlikte yaşayabilir misin?

Şu anda içeride ve dışarıda olmakta olan her şeyle birlikte yaşayabilirsen, olanları anlar ve onun ötesine geçersin. İster anla istersen anlama, olmakta olan her şey olmaktadır zaten. Sen sadece onu seyrederek, nasıl oluştuğunu izleyeceksin. Şu an sen ve ben soyutlanma sürecinin tuzağına dönüp duruyoruz. Dışarıda ve içeride zihnimizde tüm yaşadıklarımız ben-merkezli yani ego-merkezli etkinliklerden ibaret. Bu yüzden yaptığımız her şey hayal kırıklığı, acı ve hüsranla sonuçlanıyor. Kısa süreli mutluluk anları yaşasak da genelde mutsuz, umutsuz, çaresiz, yalnız ve hoşnutsuzuz…

Açgözlük, doyumsuzluk, hırs, başarı, mevki, saygınlık ve yarışma… Diğerlerinden öne geçme çabası…

Bütün bunlar ben-merkezli etkinliğin, diğer insanlardan ayrı olduğumuz yanılsamasının ürünü değil midir? Toplumun her birimizin zihnine kazıdığı ben geleneğinin sonucu değil mi? Gerçek şu ki bu kendini herkesten farklı sanan merkezin ta kendisi sahtedir. Gerek değildir. Ayrı olduğunu zanneder ama ayrı değildir. Tüm insan yapımı, insan tarafından şartlandırılmış sun-i bilincin bir parçasından ibarettir.

Bütün bu olanları gördüğümüzde, ben bölünmesi sona erer. İnsan yapımı koşullu bilinçle yüz-yüze kalırsınız. Onu gördüğünüzde artık sahiplenmezsiniz. Şu anda bu gerçeği keşfetmeniz ben merkezin ölümüdür.

Mutluluğu isteklerimizin gerçekleşmesine bağlarız

Plato’nun isteklerle ilgili çok güzel bir hikayesi vardır. İstekler o kadar güçlüdürler ki sürekli geri gelerek bizi kıskaçlarına alırlar, onların kölesi oluruz yeniden. Sürekli uyanık olmazsak isteklerimize teslim oluruz. Bu nedenle Platon’un o anlamlı hikayesini hatırlatmakta yarar vardır.

Platon bir arkadaşı ile pazara gitmiş bütün pazarı dolaşmışlar ama Plato hiçbir şey satın almamış. Pazar dönüşü arkadaşı merak edip, sormuş.

“Sen neden hiçbir şey almadın?”

“İhtiyacım olan hiçbir şey yok da onun için,” demiş Platon.

“Neden geldin o zaman pazara?”

“İhtiyacım olmayan ne kadar çok şey satıldığını görmek için,” demiş.

Mutlululuğu, isteklerimizin gerçekleşmesine bağlarız. Daha doğrusu isteklerimiz gerçekleşirse mutlu olacağımızı zannederiz. Oysa bizi mutsuz eden isteklerimizdir. Mutlu olmak için sahip olmamız gerektiğini sandığımız şeyler bizi mutsuz eder.

Hedefler, idealler, fikirler…

Hedefler, idealler, fikirler… Bizi hayal kırıklığına uğratan ve mutsuzluğa sürükleyen zihnimize vaktiyle ekilen bu yanlış tohumlardır. Çok küçük yaşlarda koşullanmışızdır. Zihnimiz körelmiş, isteklerinin esiri olmuştur. Ne yazıktır ki bu istekleri ideal kabul eder, onları gerçekleştirebilmek için bütün gücümüzle çabalar dururuz.

İşte bizi mutsuzluk batağına sürükleyen neden, bu çabadır. Oysa bunun tersini yapsak, yani çabalamayı bıraksak neler olur biliyor musunuz? Kendimizle baş başa kalırız. Şu an ne hissediyorsak onu kabul ederiz.

Mutsuzluğumuzu kabul ederiz.

Onun içine girer ve nereden kaynaklandığını anlarız.

Bu anlayış bizi onun ötesine taşır.

Mutsuzluğumuz sona erer.

Yalnızlığımız sona erer.

Çaba sona erer.

Acı biter.

Her şeye ve herkes karşı (kendimiz dahil) sonsuz bir şefkat ve acıma duygusu tüm bedenimizi, tüm zihnimizi kaplar.

Öyleyse mutsuzluğu doğuran ve gereksinimlerimiz dışındaki isteklerimizin kaynağı olan bu sahte ben-merkezi devre dışı bırakabilir miyiz? kendi gerçek merkezimize, tıpkı çocukluğumuzdaki gibi yeniden kavuşabilir miyiz? Bedenimiz ve zihnimiz sakin olduğunda, bir şeylerin peşinden koşmadığında, tüm duygular, düşünceler anlaşıldığında bir sessizlik, bir kendi kendine yeterlilik hali oluşur. İşte gerçek huzur, gerçek mutluluk bu kendine yeterlilik halidir. Burada hiçbir istek yoktur. İstekler, özgürlüğümüzün önünde birere engel oluştururlar.

Toplumsal koşullanmalar ve geçmişteki deneyimler

Gerçek özgürlük, her istediğini yapmak değil, tam tersine isteklerden özgür olunduğunda gelir. İstekler ise, sorunlara neden olurlar. Düşünceler de öyle. Çünkü her ikisi de zihnimizin ürünü olup, koşulludur; toplumsal koşullanmalar ve geçmişteki deneyimlerden kaynaklanır. Bu deneyimlerin izlerinin yansıtılmasından ibarettirler.

Bu izler rahat durmazlar. Hareket ederler. Anımsama, yanılsama, yansıtma yolu ile bugünümüzün önünde bir engel teşkil ederler. Bu yüzden yaşamı özgürce yaşayamayız. Geçmişin devinimi acı ver, vericidir. Korku, suçluluk ve pişmanlık duygularına neden olur. Bu duygulardan haz peşinde koşarak kaçarız. Ama bu yineleyici hazların verdiği mutluluk ve rahatlık geçicidir. Zihin bu hazları zıddına yani acıya dönüştürmekte gecikmez. Çünkü daha çok, daha haz ister. Doyumsuzluk ve hoşnutsuzluk üretir.

Bir isteğimiz gerçekleştiğinde kısa süreli bir mutluluk anları yaşarız ama akabinde derhal sıkılır ve yeni hazlar peşinde koşarız.

Oysa gerçek huzur ve mutluluk, isteklerden tam bir özgürlük olduğunda mümkün olur. İşte orada gerçekten de hiçbir istek yani kaçış yoktur. Hem dışarıda, hem de zihnimizde o anda olmakta olan her ne ise onunla kalırız. Şu an olmakta olanla kalırız. Olguyla kalırız ve olgu sona erer.

Hem içeride zihnimizde hem de dış dünyada andan ana ilişki içinde bir hareket varsa eğer, şimdide yaşarsın. Zaten yaşamak, ilişki içinde bir hareket değil midir?

O halde ilişki kurmanızı engelleyen soyutlanma duvarlarını yıkın! Her şeyle ve herkesle yeniden ilişki hale gelin. Gelin ki, tıpkı çocukluğunuzdaki gibi evrenin bir parçası olduğunuzu yeniden hissedin!

Şimdide yaşamak “ben”in ölümüdür

Şimdide yaşamak “ben”in ölümüdür. Geçmiş koşullanmaların ürünü olan “ben”in sonlanışıdır. “Ben” bölünmedir. İnsan yapımı bilincin bölünmesidir. Ben, sen, o, biz, siz, onlar. Çünkü ayrı bir birey olduğuna, bireyin ayrı olduğuna zihnimiz koşullanmıştır. Oysa ayrı değildir. O da insan yapımı bilincin bir parçasıdır. İnsan yapımız bilincin tamamı gibi o da şartlandırılmıştır. Binlerce yıldır ayrı olduğuna şartlandırılmıştır. Tıpkı diğer gelenekler gibi, sadece bir gelenekten ibarettir. Tüm diğer gelenekler gibi korku, düzensizlik ve sorumsuzluk üretir.

İnsanoğlu bu gelenekleri kendi güvenliğini sağlamak için oluşturmuştur ama gerçekte bu koşullanmalar güvenliğimiz için bir tehlike oluştururlar.

Ben bilinci, tüm insanlık bilincinin bir parçasıdır. Yani biz bilincimizde yalnız değil, tüm insanlığız. Hem kendi geçmişimizin hem de tüm insanlık geçmişimizin izlerini zihnimizde taşırız. Bunlarla imge adı da verilen geçmiş korku deneyimlerinin izleridirler. Bu izler bugünümüzü etkiler. Çünkü izler sahiplenici ve süreklilik arayan ben bilinci tarafından bugüne ve yarına yansıtılır. Bu yansıtma sonucu izi olan her şey korku, düzensizlik ve sorumsuzluk doğurur.

Temiz bir zihin asla incinmez. Geçmişin izlerinden temizlenmiş bir zihin incinmez. Çünkü onay ihtiyacı yoktur. Bir kendine yeterlilik söz konusudur.

Kaynak: Dr. Vesile Boaç – Aslını arayan insan – Şarkı Sözleri

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir