Modern zaman köleliği ve gerçek duygularla yüzleşme


İnsan içinde yaşadığı toplumun bir tutsağıdır. Bugün yeryüzünde yaşayan ve özgür olduğunu düşünen milyonlarca dünya vatandaşı, bilinçli olmasa da aslında adetlerine, geleneklerine ve alışkanlıklarına bağlı birer köledir.

İnsan bugün, orta çağın alınıp satılan, ticareti yapılan köleleri kadar, belki de daha fazla, tutsak bir köledir. Çünkü hiç olmazsa o insanlar köle olduklarını biliyorlardı ve başka seçenekleri yoktu. Ama biz, hiçbirimiz köle olduğumuzun farkında bile değiliz.

Bu yüzden sizin önemli birisi olma yolunuz vardır. Ve benim de öneli birisi olma yolum vardır. Ve bu yollar asla birbirleri ile kesişmezler. Siz kendi yolunuzda giderseniz, ben de kendi yolumda giderim. Ama bu yollar hep toplumsal değer yargılarının sınırları içerisindedir. Her birimiz toplumun binlerce yıldır oluşturduğu bu değer yargılarının bazılarını abartarak bazılarını da bastırarak bir birey olmaya çalışırız. Kendimize özgü birey olduğumuzu düşünürüz… Mış gibi yaparak farklı biriymiş gibi davranmaya çalışırız. Çünkü bize ayrı bir birey olduğumuz öğretilir.

Siz kendinizi benden ayırmışsınızdır. Dolayısıyla toplumdan da ayırmışsınızdır. Ve biri olmaya çalışırsınız. “Ben herkesten farklıyım” derseniz. Ben iyiyim, herkes kötü… Ben senden de farklıyım. Senden farklı düşünüyorum, Aramızda fark var.

Ve son günlerin moda şarkısı olan Fark var şarksını söyler durursunuz tekrar tekrar.

Fark var…

Fark var…

Seninle benim aramda fark var.

Bize, hepimize öğretilen budur. Bu dünyada yaşayan yaklaşık altı-yedi milyar insana öğretilen de budur.

“Fark var…”

“Amerika ile Türkiye arasında fark var”

“Amerika gelişmiş ve ileri bir ülkedir.”

“Türkiye ise gelişmekte olan bir ülkedir.”

Bize böyle öğretilir. Biz de Amerika’da yaşayan insanların Türkiye’de yaşayanlara göre daha mutlu olduklarını zannederiz. Keşke Amerikaya gidebilsem, orada yaşayabilsem, diye düşünürüz.

Ama sevgili okur kardeşim, eğer gerçekten gözlemlersen bu dünyada yaşayan herkesin senin ve benim gibi acı çektiğini anlarsın.

Öyleyse işe kendimizden başlayalım. Şimdi ve şu anda sen ve ben ikimiz birlikte kendi zihnimizi gözlemleyebilir miyiz?

Zihnimizin çalışma şeklini anlamanın yolu duyguları anlamaktan geçer. Çünkü bunlar zihnimizin deneyim atıklarıdır… Ve bizi mutsuz eden bu kalıntılar temizlenmedikçe değil Amerika, Mars’a bile gitseniz acılar peşinizi bırakmayacaktır.

O halde duygularımızla işe başlayalım. Duygularımızı hissedersek, ama gerçekten hissederek ancak o zaman onları neden  öyle hissettiğimizi anlayabiliriz.

Ama biz duygularımızı hissederek yerde onlardan kaçmayı tercih ederiz. Çünkü onları hissedebilmek için; isteklerimizi bir kenara bırakmamız gerekiyor. Bu bizim için çok zordur. Çünkü bütün bunları bıraktığımız anda, düşünce düzeyinde bile bıraksak, kendimizi bomboş hissederiz ve biz bu boşluk duygusuna dayanamayız…

İşte çocukluğumuzdan itibaren bize öğretildiği gibi biz de bir birey olmaya, biri olmaya çabalar dururuz. Kendimizi iyi hissettirecek çareler ararız. Aslında iyi değilizdir. Ama hazza dayalı bir dünyada yaşıyoruz. Ve binbir türlü haz peşinde koşmaktan başka seçeneğimiz yokmuş gibi görünür. Toplumsal saygınlık, konum, güç, başarı, mevki, ün, unvan peşinde koşarak biri olmaya çalışırız.

İşte şimdi, tam da şimdi ve şu anda siz ve ben ikimiz birlikte biri olmaya çalıştığımızı keşfedebilir miyiz?

Siz kendi zihninizi, ben de kendi zihnimizi gözlemlersem, bunu kolayca anlayabiliriz. Yani ben, ancak bizzat kendim, kendi zihnimi gözlemleyerek zihnimin çalışma şeklini anlayabilirim. Sürekli bir çaba içinde olduğunun ve biri olmaya çalıştığım farkına varabilirim. Önemli, ünlü, üstün, başarılı, iyi değerli, mutlu, huzurlu, hayırsever, saygın… Bunu gördüğüm anda ne olur?

Zihnimizi seyredebilmek için, içe doğru bakmak, zihnin derinliklerine dalmak gerekir. İçe doğru yol almanın ise tek bir yolu vardır. O da zihnimizde şu anda olmakta olanları keşfetmektir. Bu keşif düşünce ve duygu hareketlerini seyretmekten geçer.

Düşünce ve duygu birdir. Daha doğrusu duygu, düşüncenin ürünüdür. Bu yüzden burada yanıt aranacak soru şudur;

“Ne hissediyorsun?”

Hem kendime, hem de size bu soruyu soruyorum.

Sevgili okuyucum sana da soruyorum. “Şu anda hissettiğin duygu nedir?”

Yine başa döndük mecburen. Başka çaremiz olmadığını anladık. Duygularımızdan kaçmaya o kadar alışmışız ki ne yapmamız, ne hissetmemiz gerektiği üzerinde yoğunlaşır, gerçek duygularımızın üstünü örteriz hep.

Yapmak istediğin , elde etmek istediğin ve de sahip olmak istediğin şeyleri bir yana bırakmadan gerçek duygularına ulaşamazsın. O halde isteklerini bir yana bırakıp, gerçekten şu anda ne hissettiğini anlayabilir mi?

Sevgili dostum şunu iyi bil ki hissettiğin gibi hissetmeye hakkın var. Hepimizin hissettiğimiz gibi hissetmeye hakkımız var.

O halde rahat otur. Sırtın dik olsun. Derin-derin nefes al ver! Gözlerini kapat ve gevşe. Beş-on kez derin nefes alıp verdikten sonra rahatlayacaksın. O zaman kendine sor;

Ne hissediyorsun?

Şu anda ne hissediyorsun?

Görme alanınız dahilindeki her şeyi seyredin. iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış yok! Seviyorum – sevmiyorum ya da beğeniyorum – beğenmiyorum yok! Bir süre sonra, daha doğrusu yeteri kadar uzun süre seyredeceksiniz eğer, seyrettiğini her şey size kendi öyküsünü anlatmaya başlayacaktır. Ve yine seyretmeye devam edersiniz, seyrettiğiniz her şey bu defa da size sizin öykünüzü bütün çıplaklığı ile anlatacaktır.

Size düşen tek şey dinlemektir. O halde dinleyin! Yaşamın bütünsel devinimini dinleyin! Her şeyin ve herkesin bir parçası olduğunuz gerçeğini dinleyin! Sonsuz sınırsız dış uzayı ve yine sonsuz sınırsız iç uzayı dinleyin! Seyrettiniz her şey sizsiniz. Ayrım yok olmuştur… Kendinizi dinleyin!

Dr. Vesile Bolaç


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir