Stres

Modern hayatın hediyesi: STRES

Stres, hakkında çok az bilgi sahibi olunan ve hayatlarımızı doğrudan etkileyen en önemli sorunlardan biridir. Stresi anlatan pek çok kitap yazılmış, çok sayıda araştırma yapılmıştır. Hayatımızı bu kadar etkileyen stresle ilgili öğrendiğimiz her yeni bilgi, onunla başa çıkmakta bizi daha güçlü kılmak için önemli bir kazanımdır.

Günlük hayatımızın sıradan bir kelimesi haline gelen stres, oldukça ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilen ve hayat kalitemizi düşürebilen bir olgudur. Stres, başlı başına zihinsel ve fiziksel sağlığımızı etkileyerek bağışıklık sistemimizin çökmesine sebep olabilir. Stresin, uyku düzenimizden sindirim sistemimize kadar bedenimiz üzerinde etkilemediği hiçbir organ yoktur. Günlük hayatın telaşı ve sıradanlığı içinde yaşadığımız küçük stresler bile karamsarlık, sinirlilik hali ve bitkinlik gibi hepimizin sıklıkla yaşadığı sorunlara yol açabilir. Stresin boyutu büyüdükçe, ruh ve beden sağlığımıza olumsuz etkileri de o oranda büyür. Artan stres hormonları bireyden depresyon, panik atak, hafıza kayıpları, hatta ciddi uyku ve yeme bozukluklarına kadar varabilen sonuçlara yol açabilir.

Stres, en geniş tanımıyla kişinin çevresiyle olan ilişkisini, bedensel ve ruhsal sınırlarını olumsuz yönde etkileyen ve kapasitesinin üzerinde zorlanmaya yol açan gerginlik durumudur. İlginç nokta şu ki stres, dışarıdan gelen etkenlerden değil, kişinin olaylara ve durumlara verdiği tepkilerden kaynaklanır.

Stresini kendin seç

Stres faktörüyle karşılaştığımızda, vücudumuzun durumu algılayışı, negatif stres ve pozitif stres olmak üzere iki farklı şekilde olur ve tepkilerimiz de bu algılayışımıza göre biçimlenir.

Negatif stres; iş kaybı, ölüm, hastalık ve ağır travmatik olaylar gibi yıkıcı etkileri olan durumlardan sonra oluşur.

Pozitif stres; kişisel olarak aşırı anlam yüklediğimiz ve önemsediğimiz doğum, düğün, okul mezuniyetleri, randevular, önemli toplantılar gibi durumlarda ortaya çıkar.

Stres iki farklı kategoride değerlendirilirse de aslında ona nasıl tepki verdiğimizle doğru orantılıdır. Örneğin; bir insan için istediği işi alamamak doğrudan stres ve depresyon sebebi olabilirken, bir başkası için motive edici bir durum olabilir ve kişi daha büyük bir hevesle yeni  iş arayışlarına yönelebilir. Dolayısıyla stresle nasıl mücadele edebileceğimizi bilmek için öncelikle hangi durumları stres olarak algıladığımızı bilmek gerekir.

Stres yaratan durumlar

Çevresel etkenlerden kaynaklanan stres: Gürültü, kalabalık, trafik, değişen hava durumu, hava kirliliği, radyasyon vb.

Çalışma koşullarından kaynaklanan stres: Ağır çalışma koşulları, vardiyalı çalışma, baskı altında çalışma, iş arkadaşlarıyla yaşanan çatışma, ağır sorumluluk isteyen iş hayatı, isteksiz ve zorunluluk nedeniyle çalışma, düzensiz çalışma saatler vb.

Psikososyal kaynaklı stres: Trafikte kalmak, beklentilerin gerçekleşmemesi, işin aksaması, aile içi çatışmalar, bir yere gecikmek.  Çocuğun okula başlaması, menopoz, belirli yaştan sonra iş değişiklikleri, doğum, yakınlardan birinin ölümü vb.

Stresin aşamaları

Stres yaratan durumla karşılaştığımızda öncelikle stresi tanımlamaya çalışırız. Tanımlama ve uyum gösterme sürecinde bedenimizin tepkisi dört aşamalı bir süreçten geçer:

  • Stresin oluşması
  • Stresin değerlendirilmesi
  • Strese karşı bir tepki geliştirme
  • Sonuca varma

Bütün bu süreçlerden sonra bedenimiz, strese karşı bir savunma düzeni belirlemeye başlar. Stres yaratan duruma nasıl bir karşılık vereceğine, durumla nasıl mücadele edeceğine karar verdikten sonra karşıt tepkilerimiz oluşur.Karşıt tepkilerimiz, yani savaş ya da kaç planı devreye girer. Bu süreç, genel uyum dönemidir ve kendi içinde üç aşaması vardır:

  • Alarm aşaması: Kişinin dış etkenleri stres olarak yorumlandığı ve mücadele ederek ya da kaçarak kendini korumaya çalıştığı aşamadır.
  • Direnç aşaması: Kişinin karşılaştığı durumla ilgili olarak direncinin yükseldiği dönemdir. Bu aşamayı aşabilirse normal hayatına döner, aşamazsa bedensel direnç düşer.
  • Tükenme aşaması: Kişinin yaşadığı olay çok ciddi ve uzun süreliyse, bedensel ve psikolojik direnç tükenir ve kişide neredeyse geri dönüşü olmayan hasarlara yol açar. Strese bağlı pek çok hastalık bu dönemde ortaya çıkar.

Hoş geldin stres

Hayatımızın her anında karşı karşıya olduğumuz bir duygudur stres. Günlük ilişkilerimizdeki gerginliklerde, trafikte beklerken, uykusuz geçen bir geceden sonra, devlet dairelerinde işimiz olduğunda, bir belge ya da form doldururken, geciktiğimiz her randevuda, sahip olmak isteyip de elde edemediklerimizde ve çocuklarımızın okul dönemlerinde yaşadığımız bütün duyguların temelinde stres vardır.

Stres altında olduğunuzu nasıl anlarsınız?

Gereğinden fazla stres altında olduğunuzda, bedeniniz şu ciddi uyarıları vermeye başlar.

  • Genel olarak daha kolay sinirlenirsiniz.
  • Küçük ve önemsiz olaylara bile abartılı sert tepkiler verirsiniz.
  • Uyku düzenini değişir ve bozulur.
  • Giderek kendinizi daha yorgun, huzursuz ve mutsuz hissedersiniz.
  • Özellikle yetersizlik duygusunu ileri derecede hissetmeye başlarsınız

Stres, insan hayatını kısa ve uzun sürelerde farklı olarak etkiler. Kısa dönemde, kişiler kalp atış sayısında ve kan basıncında artış, unutkanlık, kızgınlık, endişe ve karamsarlık, bir yere ya da bir şeye odaklanmama gibi sorunlar görülür. Uzun dönemdeyse depresyon, fobiler, kişilik değişiklikleri ve kişilik bozuklukları, ruhsal hastalıklar, düşünce ve hafıza bozulmaları, uyku bozuklukları, kalp hastalıkları ve baş ağrıları gibi kronik birtakım hastalıklar görülür. Aynı zamanda yaşana stresin soncunda hayattan zevk almama, insanlarla ilişkilerden kaçınma, üretkenliğin azalması gibi sonuçlar ortaya çıkar.

Herhangi bir tehlike karşısında insan bedeni savunmaya geçer acil durumlar olarak algıladığı her olayda, vücucumuz yüksek düzeyde adrenalin ve kortizon üretir. Yaşamsal önem taşıyan bu hormonlar, stres hormonları olarak bilinirler ve vücudumuza “kaç” ya da “mücadele et” çağrısı yaparlar. Dolayısıyla, aynı zamanda kaçmak ya da mücadele etmek için enerji veren hormonlardır.

Vücudumuz stres faktörü olarak bilinen herhangi bir olayla karşılaştığında, beynimizin orta kısmında, gözlerin arkasında bulunan ve bir bezelye tanesi büyüklüğünde olan hipofiz bezi tarafından hızla adrenalin üretimine başlar. Hipofiz bezi bedenimizin “orkestra şefi” olarak da tanımlanan ve pek çok hormonun üretiminden sorumlu olan bir organdır. Bu sırada aynı anda böbrek üstü bezleri uyarılır ve kortizon hormonu, yani bizim bildiğimiz adıyla kortizon hormonu üretimi başlar. Bütün bu işlemlerin tek bir amacı vardır; direnç aşamasında stres yaratan olay ya da durumla baş etmeye çalışmak. Hepimizin hayatımız boyunca çoğu kez stresle başa çıkmanın ilk iki aşamasını, yani alarm ve direnç aşamalarını yaşarız. Ancak stres yaratan durum çok güçlüyse, stres süresi uzamışsa ve başa çıkmakta zorlanıyorsak, stresin son aşamasını, yani “tükenme” aşamasına gireriz ve bu dönem ölüm riskini de getiren çok ciddi hasarların ortaya çıktığı bir aşamadır. Sonuç, ağır hastalıkların ya da ölüme yol açacak kadar olumsuz olabilir.

 

Sponsor: Kırıkkale Kombi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir