Kişisel Gelişim

Kendinize Engel Olmayın 

Genç adam bir kartal yumurtası bulur. Onu kır tavuklarının yuvasına koyar. Kartal yumurtasından çıkan kuş, tavuk yumurtalarından çıkan civcivlerle birlikte atılır hayata. Mükemmel tüy rengiyle, iri ve güçlü kanatlarıyla, sağlam pençeleri ve keskin gagasıyla diğerlerinden farklıdır. Ama o bunun farkında değildir.
Diğer tavuklardan biri olduğuna inanarak büyür. Pislikleri eşeler, tohumları gagalar, gıdaklar, birkaç santim zıplayıp yeni bir şey gagalamak için kanatlarını döver. Çünkü tavuklar böyle yapmaktadır.

Bir gün gökyüzüne bakar ve inanılmaz bir yetenekle yelken uçuşu yapan muhteşem bir kuş görür.

“Ne güzel bir kuş! Nedir bu?” diye sorar.
“O bir kartal” cevabını verir, tavuklardan biri. Ve ardından,

“Bütün kuşların reisidir o. Sakın, aklından bile geçirme, sen onun gibi uçamazsın” der.

Tavukların içinde yaşayan kartal tavukların içinde ölür. Tavukların içinde ve tavuk gibi yaşayan kartal; gagasının, pençelerinin ve kanatlarının gücünün farkında olmadı. Eğer farkında olsaydı ve onların hakkını verseydi tavuklardan farklı olduğu da ortaya çıkacaktı.

“Bu örnek bugün birçok insan için geçerlidir. Sürekli düşüşler, yeterince başarılı olamama düşüncesi ve kendimizi herkesle aynı düzeyde tutma arzusu, şu andaki durumumuzdan kurtulmamızı önler.” (Pat Mesiti)

Genç dostum!

İçimizdeki kartalın farkında olalım veya olmayalım, onun kanatlanıp uçmasını engelleyen bizden başkası değildir.

Yanlış düşünceler, zararlı alışkanlıklar ve yaşamın anlamını hiçe sayan insanlarla kurduğumuz arkadaşlık ilişkileri başarının ve mutluluğun düşmanlarıdır.
İçimizde beslediğimiz başaramama korkusu ve bilinç altına pompaladığımız olumsuz düşünceler, başarı yolunda aşmamız gereken ilk ve en önemli engeldir. “Başarıya inanmak” konusunda negatif olumlamanın sonuçları ve bu problemin çözümü üzerinde durmuştuk.
Başarılı  bir öğrenciyi  başarısız bir öğrenciden ayıran nedir?
IQ düzeyleri ya da   EQ düzeyleri mi?
Sanmıyorum. Başarılı birinin alışkanlıklarını alt alta yazın. Bir de başarısızın alışkanlıklarını alt alta yazın, farkı göreceksiniz. Benim muhataplarım arasında uyuşturucu, alkol, sigara gibi zararlı maddeleri savunacak insan olduğunu sanmıyorum. Ben televizyon seyretme alışkanlığımız üzerinde durmak isterim.
Televizyon
İnsanoğlunun yirminci yüzyılda  icat ettiği en önemli âletlerden biri, kuşkusuz televizyondur.
Peki bu âlet, çok mu kötü, yoksa çok mu iyi?
*   TV seyretmek pasif bir etkinliktir. Etkileşim gerektirmez.
*   Kontrolsüz bir şekilde seyredilirse; TV çocukları yalnızlığa, tembelliğe, karamsarlığa ve şiddete yöneltmektedir. Sunduğu örneklerle, çocukların gerçek ile gerçek dışı olayları ayırt edemez hale gelmelerine sebep olmaktadır.
*   TV seyretme, zamanla kişinin bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimini sağlayacak faaliyetlerin yerini almaktadır. Araştırmalar, TV seyretme süresi ile şişmanlık arasında doğrudan bir ilişki olduğunu göstermiştir.
Bunlar gibi birçok olumsuzluk sıralanıp, TV’nin kötü olduğu sonucuna varılabilir.
Hem ses hem de görüntü sunduğu için, TV güzel bir eğitim aracıdır. Susam Sokağı gibi bir programın, okul öncesi dönemde çocukların gelişimine katkısını kim inkâr edebilir. Orijinal görüntüler, animasyonlar ve en yeni bilimsel verileri içeren eğitici programların, belgesellerin faydası tartışılmaz.
* TV sesli, görüntülü, renkli, güzel bir bilgi aracıdır. Binlerce kilometre uzaklıktaki olimpiyat oyunları, Afrika’daki bir volkanik patlama, Güney Amerika’daki bir darbe girişimi, AB başkanlarının karar bildirgesi, insanımızı can evinden vuran deprem, sempozyumlar, açık oturumlar vs bir tuşa dokunma mesafesindedir.
* TV aile bireylerinin birlikte vakit geçirebileceği ekonomik ve keyif verici bir eğlence aracıdır. Maç yayını, konser, güzel bir film ya da ilgiyle seyredilen bir dizi film aile bireylerini bir araya getirebilir. İnsanların giderek birbirinden uzaklaşmakta olduğu bir dünyada bunun küçümsenmeyecek bir şey olduğu açıktır.
Bu ve buna benzer güzel sonuçlar sıralanarak, TV’nin güzel bir şey olduğu da söylenebilir.
Şu  halde TV ne tamamen  iyi,  ne de  bütün  bütün kötüdür, iyi ya da kötü olan, seyredilen programlardır.
M. Shaw Ve R. C. Hill’in Araştırması
Körfez Savaşı devam ederken İngiltere’de Hull Üniversitesi araştırmacıları Martin Shaw ve Roy Car Hilltarafından yetişkinler üzerinde yapılan bir araştırma, savaş haberlerinin toplumun %31’ini tedirgin ve huzursuz ettiğini ortaya koymuştur. Araştırmaya katılanların %56’sı da savaş haberlerinin aile üyelerinin üzerinde olumsuz etki yaptığını belirtmiştir.
W. Schramm, J. Lyle, E. Parker’ın Araştırması
1960 yılında Wilbur Schramm, Jack Lyle, Edwin Parker tarafından çocukların TV kullanımıyla ilgili olarak, Amerika’da büyük bir araştırma yapılmıştır. Ortaya çıkan sonuç: 13 yaşına kadar, TV çocuğun zekâsının gelişimine katkı sağlıyor, ancak 13 yaş sonrasında TV kendini tekrara düştüğünden dolayı zekâyı olumsuz etkiliyor.
W. Schramm Ve Arkadaşlarının Araştırması
W. Schramm ve arkadaşları, çocukların sosyal ilişkilerinin TV kullanmak ile artıp artmadığı konusunda bir araştırma yaptılar. Araştırmaya göre, anne ve babalarıyla anlaşmazlığı olan çocuklar TV seyrederken bunları unutmaya çalışıyorlardı. Araştırmacılar anlaşmazlık, TV seyretme ve saldırganlık arasında üçlü bir bağ olduğu sonucuna vardılar. Anne ve baba ile anlaşmazlık ne kadar şiddetli olursa, saldırganlık o derece yükseliyordu. Buna bağlı olarak da TV’deki fantezi programlarını daha fazla seyrediyorlardı.
A. Bandura Deneyi
1961 ‘de Albert Bandura ve arkadaşları tarafından yapılan deney, TV’de şiddeti gören çocuğun saldırganlığını artırıp artırmadığını ortaya koydu.
Bu deneyde çocuklar bir yetişkini, basit oyuncaklar ve şişirme bir bebekle oynarken izlediler. Deneysel koşullardan birinde, yetişkin yaklaşık bir dakika için basit oyuncakları toplamakla işe başladı. Sonra dikkatini şişirme bebeğe çevirdi. Bebeğe yaklaştı, onu yumrukladı, ağaç bir çekiçle ona vurdu, havaya fırlattı ve odanın içinde orayı burayı tekmeledi. Bütün bunları yaparken de “Kır burnunu, vur başına, al sana!” diyerek bağırdı. Çocukların gözleri önünde bu davranışları yaklaşık 9 dakika sürdürdü. Diğer bir koşulda, yetişkin sessizce diğer oyuncaklar üzerinde çalıştı, şişirme bebekle ilgilenmedi. Bir süre sonra, her çocuk şişirme plâstik bebeği de içeren bir dizi oyuncakla 20 dakika yalnız bırakıldı. Yetişkini saldırgan davranışlarda bulunurken seyreden çocukların, onu diğer oyuncaklar üzerinde sessizce çalışırken izleyen gruptaki çocuklardan çok daha saldırgan davrandıkları görüldü. İlk grup, bebeği yumrukladı, tekmeledi, hırpaladı ve saldırgan yetişkinin söylediklerine benzer saldırgan yorumlarda bulundu. Bu çocukların, saldırmaya deneyden önce olduğundan daha eğilimli oldukları açıkça ortaya çıktı. Taklit süreci içinde daha fazla saldırgan davranış gösteriyorlardı.
Kendinize Engel Olmayın
çekingenlik
Sharon Lovery, eğer TV seyircisi bir modeli çekici bulursa ya da aynı model gibi olmak isterse, modeli tümüyle kendi kimliğine monte ediyor, diyor.
W. Schramm, çocukların belli karakterlere benzemeye daha istekli olduklarını, ister kurgu, ister gerçek olsun, çocukların bir modeli zihinlerinde saklayıp ileri yaşlarda bile tekrarlayabildiklerini ortaya koydu.
Yatılı Okulda Yapılan Araştırma
İngiltere’deki bir yatılı okulda, 13-16 yaş grubundaki öğrenciler iki gruba ayrılarak, birinci gruba 15 gün süreyle komik ve sosyal içerikli filmler seyrettirilmiş; ikinci gruba ise bol şiddet içeren filmler seyrettirilmiştir. Yapılan testlerin sonucuna göre, birinci grupta hoşgörü, tartışma, iletişim ve gülme düzeyi; İkinci grupta ise sözel ve fiziksel saldırganlık düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu: “Şiddet ve cinsellik içeren filmleri seyreden çocuklarda korku olabilir, akılları karışabilir.” diyor.
Prof. Dr. Özcan Köknel: “Şiddet ve cinsel içerikli filmler çocukları olumsuz etkileyebilir. Cinsellik çağına gelmiş çocuk bu tür filmleri izledikten sonra daha saldırgan olabiliyor.” demektedir.
Başarı Kılavuzu
Televizyonunuzu Öldürün!
Steve Chandler, “Kişisel Başarı İçin 100 İpucu” isimli kitabında, 14. ipucu olarak “Televizyonunuzu öldürün!” diyor ve şöyle devam ediyor:
Erkek kardeşimin bir zamanlar bir tişört mağazası vardı; en çok satan tişörtünün üzerinde ise şöyle yazıyordu, “Televizyonunuzu Öldürün!” O seriden, tabancayla vurulan bir televizyon resmi olan bir tişört resmi almıştım. Bugün bile o tişörtü giydiğim zaman bazılarının siniri bozuluyor.
Gerçekten de, yaşamınızı yalnızca televizyonunuzu kapatarak değiştirebilirsiniz. Belki de başlangıçta haftada yalnız bir akşam. Kendinizi kaptırıp izlediğiniz programın hiç değilse bir akşam kendi yaşamınız olmasına fırsat verseniz ne olur?
Elektronik bağımlıları için ara sıra televizyonu kapatmak çok dehşet verici gelse de, bundan korkmayın. Bu zehirden yavaş yavaş kurtulabilirsiniz.
Eğer çok televizyon seyrediyor ve bunun farkında iseniz, kendinize şu soruyu sorun: “Televizyon ekranının hangi tarafında olmak hoşuma gider?”
Groucho Marx, bir keresinde televizyonu oldukça eğitici bulduğunu söylemişti: “Ne zaman oturduğum salonda biri televizyonu açsa, yandaki odaya geçip elime bir kitap alıyor ve onu okuyorum.”
Başarısına katkı sağlayan ya da olumsuz etki eden unsurların bilincinde olan bir öğrenci için fazla söz söylemeye gerek yok. Üzerinde durulması gereken, asgari bilinç düzeyine ulaşamamış öğrenciler; yani TV bağımlısı öğrencilerdir.
Sigarayı bıraktım, deyip bir daha da eline sigara almayan insanlar olduğu gibi, Steve Chandler’ın tabiriyle, “Televizyonumu öldürdüm!” deyip bir daha da televizyona dönüp bakmayacak insanlar mutlaka vardır. Bununla birlikte, televizyon bağımlılığından bilinçli bir programla adım adım kurtulmayı denemek daha uygun olur.
Arkadaş Seçiminin Başarıya Etkisi
Yaşadığımız çevrenin, arkadaş seçiminin başarıya etkisi büyüktür.
Her şeyin iyisi ve kötüsü olduğu gibi arkadaşın da iyisi ve kötüsü vardır.
*   Dürüst,
*   Çalışkan,
*   Zararlı alışkanlığı olmayan
birine dünyanın her yerinde iyi insan denir. Şu hâlde arkadaşlarını bir bir gözden geçir: Bu üç temel özelliğe sahipler mi? Yoksa, onlar; tembelliği iş, yalanı söz, türlü türlü zararlı nesnenin kullanımını alışkanlık edinmiş kimseler midir?
Genç dostum!
Geleceğini merak ediyor musun?
Arkadaşlarına bak, onları nasıl bir gelecek bekliyorsa seni de aynı gelecek bekliyor.
İyi insanlarla düşüp kalkanın iyi, kötü insanlarla düşüp kalkanın kötü bir geleceği olur.
Genç dostum, iyiler; iyiyle, iyilikle, güzelle, güzellikle birlikte anılır. Kitap, bilim, araştırma gibi kelimeler başarı ve mutlulukla birlikte zikredilir. Kahvehane, meyhane, sigara, alkol, uyuşturucu ve kumar gibi kelimeler başarısızlıkla, sefaletle, mutsuzlukla ve yıkılmış yuvalarla birlikte konuşulur.
Ben kötülerle birlikte yaşarım; ama iyi insan olurum, diyemezsin. Kısa bir süre sonra onlara uyarsın.
Evet genç dostum! Kötü arkadaş yılandan beterdir. Sen kendine iyi arkadaşlar bul. Her şeyin eskisinden daha farklı ve daha güzel olduğunu göreceksin. Böylece başarıya ve mutluluğa birkaç adım daha yaklaşmış olacaksın.
Farklı düşünceden ve farklı yaşayış tarzına sahip çevrelerden insanlarla, gönlümüzün güzelliklerini onlara sunma ya da düşüncelerin paylaşılması adına kurulan diyaloglar konumuzun dışında tutulmuştur.
SONUÇ
1.   Başarısızlığa neden olan yanlış düşüncelerle
2.  Çalışmadan uzaklaştıran zararlı alışkanlıklarla
3.  Yanlış  arkadaşlık ilişkileriyle  kendinize  engel olmayın.
Bırakın içinizdeki kartal kanatlanıp, uçsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir