Kişisel Gelişim

İnsanın yozlaşması ve çözüm önerileri

Ben neyim?” Ya da daha açık bir ifade ile “insan nedir?” diye bir soru sorarsak, nasıl bir yanıt verirdiniz.

İnsan nedir?

Şuna ne dersiniz?

  • Her zaman toplumsal hazlar peşinde koşan ve acı çekmekten kaçan bir canlıdır. Koşullanması böyle olduğu için ikilemler çatışmalar ve dolayısıyla asabiyet içinde yaşar. Yaşayacak yerde savaşır.

Toplumsal saygınlık, konum, güç, mevki, ün, unvan, başarı, para, mal-mülk, giyim-kuşam, güzellik, şıklık-büyüleyicilik ve daha binlercesini sayabildiğimiz hazlar bugünün insanını esir almıştır. bu yüzden açgözlü, hırslı ve kıskançtır. Ve başkaları ile yarışır. Önemli ve onaylanan biri olmaya çalışır. Çünkü toplum daha çok önemli kişilerle ilgilenir ve onlara değer verir. Örneğin; zenginle, politikacıyla, yazarla, oyuncuyla, manken, şarkıcı ya da türkücü ile… Yani ünlülerle ilgilenir. Biz hepimiz ünlülerle ilgileniriz. İsim yapmış, tanınmış kişilerle…

Bugün içinde yaşadığımız toplum bu haz temeline dayalıdır. Ve bu ilke her birimizin zihnine çocukluğumuzda kazınmıştır. Toplum zihnimizi bu ilkeye göre şekillendirmiştir. Bu yüzden her birimiz, önemli biri olmaya çalışırız. Çünkü bize ayrı olduğumuz, birey olduğumuz; doğru davranırsak ödüllendirileceğimiz, yanlış davranırsak cezalandırılacağımız öğretilmiştir. Yani zihnimiz bu toplumsal korku-haz şablonuna göre şekillendirilmiştir.

Tüm eğitim sistemimiz, tüm inanç sistemlerimiz de bu şablonun oluşmasına katkıda bulunur. Çok değil, beş-altı yaşlarına geldiğimde ben toplum olurum. Ben toplum olurum ve biri olmaya çalışırım. Çünkü bana ayrı bir benliğim olduğu öğretilmiştir. Ben de sırf biri olabilmek uğruna toplumsal değerlerin bazılarını abartır, bazılarını bastırırım. Çünkü zihnimin tamamı toplumsal kurallar, kuramlar, gelenekler, fikirler ve ideallerle koşulludur. Bu durumda birey olmamın tek yolu bazı değerleri abartıp, göklere çıkarmak; bazılarını ise bastırarak bilinçaltımın derinliklerine itmektir.

Oysa ben toplumsam, toplum da benimdir. Toplumdan ayrı bir ben yoktur bende. Dahası sen de toplum olmuşsundur. Ayrı olduğun öğretilmiş ama ayrı olmadığını keşfediyorsun. Öyle ise ben=sen, sen=ben’dir. Psişik açıdan biriz. İkimiz de toplum olmuşuz. Toplumun her birimize oynadığı oyunu açık ve net bir şekilde görebiliyor musunuz?

Ben farklıyım derim ama farklı değilimdir. Derinlerde ve temelde zihnim bin bir türlü toplumsal haz peşinde koşar. Aynı şekilde siz, “Farklıyım,” dersiniz ama farklı değilsinizdir. Siz de binbir türlü haz peşinde koşarsınız.

O halde, bu dünyada yaşayan herkesin zihni ortak insanlık bilinciyle ilişkilidir. Ortak insanlık bilincinden ayrı bir bilinç yoktur bizde. Bastırarak ya da abartarak oluşturduğumuz farklılıklar tamamen bir aldatmacadır. Ve zaten hepsi de toplumun zihnimize yüklediği yüklerden ibarettirler.

O halde;

“Ben dünyayım,

Dünya benim.”

“Sen dünyasın,

Dünya sensin.”

Yani sözün kısası ben senim, sen de bensin! Hepsi bu… Yüzeysel farklılıklar diyeceksin. Onların hiçbir değeri yoktur. Daha güzel, daha zengin, daha bilgili olabilirsiniz. İyi bir kariyeriniz olabilir. Ama bütün bunlar sizin acı çekmenizi asla önemseyemez. Siz de benim gibi acı çekersiniz. Çünkü daha çok daha çok istersiniz. Ve bu daha çoklar her zaman hayal kırıklığı ve acı ile birliktedirler. Ve yine çünkü gereksinimlerinizden daha çoğunun isteyerek yaşama ters davranmışsınızdır.

Fiziki görünüşlerimiz farklı olabilir.

Sesimiz, tavırlarımız farklı olabilir.

Ama temelde psişik ve zihinsel açıdan hepimiz biriz. Çünkü hepimiz önemli biri olmaya çalışıyoruz. 

“Ünlü, üstün, başarılı, zengin, saygın biri.”

Ya da

“Daha ünlü, daha üstün, daha başarılı, daha zengin, daha saygın biri.” olacak şekilde terbiye ve eğitim, toplumun yeni doğan her çocuğun zihnine ektiği zehirli bir bitki tohumu gibidir.

Yaşamın bütünselliği göz ardı edildiğinde çocuk, sahte bir hazlar dünyasına adeta itilir.

Ve çocuk büyüyüp de bir yetişkin olduğunda bu zehirli bitki de büyüyüp kök salar. Artık kişi toplumsal hazlar tarafından yönetilir ve onlara tutunur. Yani biri olmaya çalışan bir toplumsal köledir. Özgür bir birey değildir. Ama her canlı gibi insan da özgürlüğe gereksinim duyar. Gelişip olgunlaşabilmek için, hep aradığı ama asla bulamadığı o gerçek mutluluğu ve huzuru bulabilmek için, özgür olmak zorundadır da zaten.

Özgür olduğunu sanan bugünün insanının bu özgürlüğü her zaman toplumsal hazlar hapishanesinin sınırları içerisindedir. Bu toplumsal hazlar her birimizin bilincine ve bilinçaltına kodlanmıştır. Dışına çıkmaya gücümüz yetmez. Zihin kapasitemiz yeterli değildir. Bozulmuştur.

Kendi oluşturduumuz toplumun kölesi olan insanın ondan özgürleşebilmesi dünyanın en zor işidir. Zordur. Çok zordur çünkü farkındalık gerektirir. Yaklaşık olarak üç-beş yaşlarında yitirdiğimiz farkındalığımızı yeniden uyandırmak tek çözüm yoludur.

Toplumsallaşmaya başladığımız üç-beş yaşlarında zihnimiz karışmaya başlar.Haz temelli toplumun değer yargıları bizi esir alır. Bu gerçeği göremediğimiz için, zihnimiz buna yetkin olmadığı için, toplumun bir parçası olmaktan başka çaremiz yoktur. Var olmanın, varlık halinin ve sadece yaşıyor olmanın sevincini çocukluğumuzda yitiriririz. Yedi-Sekiz yaşlarına geldiğimizde ise duyrlılığımız körelir ve gözlem yeteneğimiz kaybolur.

Kars’ta Heykeltraş Mehmet Aksoy’un yaptığı İnsanlık Anıtı’. 14 Haziran 2011 de yıkıldı.

 

Zihnimiz proglamlanmış bir robot gibi çalışmaya başlar. Mevcut programlanmanın dışına çıkmaz. Nasıl öğretildiyse öyle davranır.

Bölücü, dışlayıcı düşünce biçimi, saf algımızı çarptır. Sevgimiz bağımlılığa dönüşmüştür. Köleliğe yani… Sadece sevdiğimiz kişilere değil, yaşadığımız ve deneyimlediğimiz her şey bağlanırız.

Olmazsa olmazlarımız vardır artık. İsteklerimiz, ideallerimiz, kurallarımız vardır. Kendi isteklerimiz dışındaki her şeyi değersiz görürüz. Kendimize has tavır ve eğilimler geliştirerek, ayrı bir bireymişiz gibi davranmaya çalışırız. Ama gerçekte bu farklılığımız hep toplumsal kalıplar çerçevesi içindedir.

Saf algı yerini ceza-ödül ya da korku-haz hareketine bırakır. Büyüyüp de bir yetişkin olduğumuzda artık sevgimiz koşulludur. Koşulsuz-tümel sevgi yerini bağımlı sevgiye bırakır. Bağımlı sevgi ise baştan sona koşulludur. Beni sevmeyeni ben de sevmem… Sevmek ve sevmemek… Sevgi dediğimiz ve sadece haz yani bağımlılıktan ibaret olan bu duygu ikiye bölünür.

Zihnimiz, seviyorum-sevmiyorum, beğeniyorum-beğenmiyorum şeklinde çalışan bölücü düşünme biçiminin esiri olmuştur. Birisini sevdiğimizde diğerlerini dışlarsınız. Ama aslında bu diğerleri de sizsiniz. Yani siz aslında kendi kendinizi dışlamışsınızdır. Tıpkı, Kars’a yapılmakta olan “insanlık anıtı” heykelinin anlatmak istediği gibi… Anıtı yapan heykeltraş Mehmet Aksoy, bir televizyon programında anıtla ilgili şunları söylemişti; “Öteki de sensin anlamını içeren, ikiye bölünmüş insan figürü.”

Aşık olduğunuzda da bu bölücü sevgi devrededir. Siz en çok sevgilinize değer verirsiniz. Geri kalanları boşlarsınız, kendiniz dahil…

Bugünkü yaşandığı şekli ile aşk, seks ve arzu kaynaklıdır. Kişiler bu sevgiyle evlilik adı altında süreklilik kazandırmaya çalışırlar ama bu çabaları boşunadır. Sahte sevgi, asla gerçek sevgiye dönüştürülemez. Ancak sahtesi sona erince gerçeği açığa çıkar.

Aşık olduğunda seviyorum dersin ama bu sevginin sahiplenici, yani sahte bir sevgi olduğunu görebilir misin?

Onsuz bir hiç olacağını düşünsen bile, aslında kendine acıyorsundur. Sevgilinin varlığı ile kendi değersizlik duygularını gizliyorsundur. Hiçliğinin üstünü onunla örtüyor yani sevgilini, kendini iyi hissedebilmek için kullanıyorsundur.

Kaçarak bütünleşemezsin… Hiç kimse senin yerine bunu yapmaz. Yarım olduğunu ve buna içsel yetersizliğinin, yalnızlığının, boşluk ve hiçlik duygularının yol açtığını görmen gerekiyor. Buna itiraz edebilir, ben kendimi yeterli görüyorum diyebilirsin! Böyle hissetmen, yetersizlik duygularının olmadığı anlamına gelmez. Daha ziyade onları derinlere bastırdığın anlamına gelir.

O halde ne hissettiğini sor kendine!

Hemen şimdi gözlerini kapat ve ne hissediyorsan hisset! Duygularını, gerçek duygularını görmeye çalış.

İçsel yetersizliğini, hiçlik, boşluk duygularını ve yalnızlığını derinden hissedersin. Ve bunların nasıl oluştuğunu görürsün. Biter sahte sevgin. İşte ancak o zaman açığa çıkan gerçek sevgi iyileştirir seni.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir