Fomofobi

“Fomo” yani “fear of missing out”. Türkçe meali, bir şeyleri kaçırma korkusu.

Fomo, bir çeşit kaygı bozukluğu ve “gelişmeleri kaçırma korkusuyla gereksiz yere pişmanlık duyma” davranışı olarak tanımlanır.

Eskiden mahallelerde cam önüne yastık atan, bütün gün sokağı, insanları izleyip haberleri toplamaya çalışan teyzeler vardı. Onlar bütün sokağa hâkimlerdi, her şeyi bilirlerdi. Başkalarının yaşamlarının dışında kalmak onlarda da kaygıya sebep olurdu. İşte bu teyzelerin devamı, günümüzde ikiye ayrılmış durumda: Fiziksel fomolar ve sanal fomolar.

Fiziksel fomofobikler, belirli ortamların, çok gidilen mekânların dışında kalamazlar. Kaldıkları zaman çok şey kaçırdıklarını hissedip kaygılanırlar. Bu yüzden hem her yerde olmak isterler, hem de bunu mümkün olan bütün sosyal ağlarda yüksek sesle paylaşmak isterler.

Bir de sanal fomofobikler vardır. Onlar genelde tam bir asosyallik örneğidir. Sanal ortamın dışında kalamazlar. Üstelik dışında kalamadıkları o sanal ortamlarda çok fazla arkadaşları vardır. Ancak gerçek hayattaki ilişkilerini yönetmeyi bilemezler. Belki ilişki başlatmak konusunda bir nebze daha başarılı olabilirler ancak devamı hiçbir zaman gelmez. Onlar daha çok sanal ortamda sürekli yorum yapma, konum bildirme, fotoğraf-bilgi paylaşarak başkalarından onay alma telaşındadırlar. Dahası, bu insanlar bir tarikat çemberi gibi birbirlerine karşı bir muhtaçlıkla yaşarlar. İçinde oldukları tarikatın kurallarına uymadıklarında da psikolojik şiddet ile cezalandırılırlar. Birbirlerinin hesaplarını kontrol edip beğeniler saçmak, takibe takip ile yanıt vermek, ortak trend üretmek ve uymak, gruplar kurup yarı samimi yarı sahte konuşmalar ile iletişimi sürdürmek, ortak konularda nefret ve saldırı halinde olmak gibi anlamsızca yazısız kuralları vardır.

Bir fomofobik mutlaka Avrupa’daki şehir sembolleri ile poz verir. Borç harç bu ülkelere gider.

Çevresindekilerin beğendiği konserlere kendisi istemese bile gider ve eğleniyor gibi yapar. Çünkü bütünün parçası olma açlığı vardır.

Bir de kültürel fomofobi vardır. Yeni çıkan kitaplar ile kahve fincanı pozları şarttır onlar için.

Bir sinema filmi hakkında yorum yapması, hele ki mümkünse o filmin galasına yalvar yakar bilet bulup gitmesi şarttır.

Mutlaka Mevlana ve İlber Ortaylı konulu saçma sapan capsler paylaşması ve anti cahil olduğunu ispatlaması da şarttır. Özlü söze bayılır zaten.

Fomofobi biraz da, birileri bir yere giderken onların peşlerine takılmak, olmazsa orada olup bir şekilde onlar ile aynı ortamda bulunma açlığıdır. Bunun bir de resim karesine girme açlığı versiyonu vardır. Fomofobik olduğu için illa ki mutlu ya da mutsuz bütün pozlara girecek. Yoksa dünyanın sonu gelir.

Forumlarda ve sözlük ortamlarında fomofobinin yansımaları çok daha büyüktür. Psikolojik rahatsızlığa kadar ulaştığı olur. O insanlar da her konuda yorum yapmak ister. Küfür etmek ister. Nefretini sunmak ister. Güzel bir olaysa onun da başına gelmiş olmasını ister ya da yalan söyler. İlgi çekmek, ortamda ve gündemde yer edinmek için başkasının başına geleni kendi yaşamış gibi anlatır.

Fomofobi günümüzde anlamsız üzüntü, stres ve depresyonlar üretiyor ne yazık ki. Bu insanlar başkalarının tatil fotoğraflarına, eğlence anılarına, yemek ve gezi paylaşımlarına bakıp kendini yıpratırlar. “Ben neden fakirim, eziğim vs…”

Fomofobikler, günlük hayatta göremedikleri ilgiyi sanal ortamda görmek için yoğun çaba harcar. Çoğunlukla sosyalleşme ve iletişim güçlüğü de yaşarlar. İş hayatı, özel hayatı ya da okul hayatları hiçbir zaman yeterince doyurucu değildir. Reddedilmeye duyarlıdırlar, dışlanma ve başarısızlık korkuları da oldukça fazladır. Diğerlerinin neler yaptığını, kimlerle nerelere gittiğini, neler giydiğini bilme arzusu bir tür takıntı haline gelmiştir böyle insanlarda. Küçük yaşlarda yaşıtlarıyla oynadıkları 

oyunlarda dışlanan, özgüven eksikliği çeken çocuklar yetişkin olduklarında maalesef başka bir grubun parçası olarak kendilerine yön bulmayı severler.


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir