Genel

Başarının sırrı için 12 öğüt

Hayat; yıllarca süren eğitim, kurulan hayaller, yaşanan hayal kırıklıklarıyla doludur. Daha sonra iş yaşamı, aile olma süreci ve emekliliğe yaklaşılan yıllar hayatın içinde seyreder. Pek çok insan bu sürecin sonuna yaklaşınca hiçbir şeyin hayal ettiği gibi olmamasından şikâyet ediyor.

Başlamak için hiçbir zaman çok geç olmadığını anlayarak, bizim için başarının ne olduğunu tanımlamak ilk adımımız olmalı. Başarılı olmak her zaman zengin olmak, ünlü olmak, filmlerdeki gibi bir hayata sahip olmak değildir. Başarı kişinin karakterine, ne istediğine bağlı olarak değişen bir kavramdır. Bazı insanlar başkalarının isteğini gerçekleştirdiğinde, bazıları ise onları boş verip kendi hayallerini, umut ettiği yaşam biçimini gerçekleştirdiğinde başarılı olur. Bu nedenle sizin için başarılı olmanın ne demek olduğuna, neleri başarırsanız geçen yıllardan mutlu olacağınıza karar verin.

1. Çalışmak için müsait gün, saat ve ilham bekleme. Bil ki her gün, her saat çalışmanın en müsait zamanıdır. Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki her yer ve her köşe, çalışmanın en müsait yeridir.

Hayatımıza baktığımızda, öğrenci kardeşlerim dönüp kendilerine şöyle bir baktıkları zaman eminim en büyük mazeretlerinin bu olduğunu görüyoruz. Tarlalarda bütün gün çalışmış gecenin on ikisinde dokuz kardeş bir odada yatarken eline ders kitabını almış ve kardeşleri “Kapat lambayı uyuyamıyoruz.” dediğinde odadan çıkıp sokak lambasının ışığı altında ders çalışan, üniversiteyi kazanan ve şuan üniversiteyi bitiren kardeşlerimizi biliyoruz. Otobüs duraklarında kimse rahatsız etmiyor diye ders çalışanları, parklarda, bahçelerde ders çalışanları biliyoruz. Öyle çalışma odası olmadığı için mazeret üretmiyor bu arkadaşlar. Ama çalışma odası, her imkânı olan arkadaşım; “Çalışacağım da, oturup soru çözeceğim de ilham gelmedi. Hele bir gelsin hemen başlayacağım.” diyorlar, şaşırıyorum. Ne ilhamı gelecek? Nereden gelecek? Bu ne ilhamdır arkadaşım?

Yapmanız gereken bir işi, bir sorumluluğu ertesi güne bırakmayın. Leonardo da Vinci’nin bana bu konuya değen bir sözü hatırıma düşüyor; “Bir işin bittiğini görmeden ölmek istiyorsanız yarın deyin. Çünkü yarın hiçbir zaman gelmeyecek” Yarının zaten kendi yükü var. Yarının zaten kendi işi var. Kendi derdi var. Sanki yarın bomboş bir gün mü? “Bugün çalışmayacağım yarın çalışacağım.”  Ertesi günün kendi içinde zaten bir yükü var. Onun kendi bir ağırlığı var. Bugün yirmi beş kiloyu kaldırmayan diyor ki; “Yarın elli kiloyu kaldırırım.” Bugün yirmi beşi kaldırmayan, yarın elliyi nasıl kaldırsın? Arkadaşlar şu erteleme mazeretinden kurtulun. Ertelemekten vazgeçin artık. Ertelemeyin şu işlerinizi. Çünkü ertelersek geleceğimizi, hayallerimizi, ideallerimizi, aşkımızı, davamızı ertelediğimizi unutmayalım.

2. Bir zamanda yalnız bir tek iş yap. Yalnız bir ders, bir kitap hatta fasıl üzerinde çalış da, dikkatin ve kuvvetin dağılıp zayıflamasın.

Maalesef biz aynı anda birden fazla iş yapmaya çalışıyoruz. Oysaki insanın ruhsal yapısı, zihinsel yapısı, duyguları düşünceleri aynı anda birden fazla iş yapmaya müsait değildir. Ama benim gencim odasına girmiş, müziği açmış bir taraftan müzik dinliyor, bir taraftan da ders çalışıyor. Dersle müzik bir arada olmaz. Farkında olmadan beyniniz zaten oraya gider. Kontrol etme şansınız yok ki. Bilinçaltına o müzik eserinin melodileri gitmeye başlar. Onun için yalnız bir iş yapın.

Arkadaşlar yarım kalan işlerin altında da bu yatıyor. Bir işe kalbimizi, kendimizi tamamen vermiyoruz. Lütfen sadece bir işe odaklanın. Bugün gençlerimizin en büyük problemi; dikkat ve odaklanma değil mi? Bunun altında ne yer alıyor? Elinde kitap, bir taraftan da televizyon izliyor. Gözü bir televizyonda bir kitapta… Başarılı olma şansı, okuduğunu anlama şansı var mı? Ondan sonra “Hocam saatlerce ders çalışıyorum. Bir türlü öğrenemiyorum, başaramıyorum.” Başaramazsın! Üstesinden gelemezsin. Yalnızca tek bir iş yapacağız. Şuan ne yapıyorum? Matematik çalışıyorum. Bütün hücreleriniz matematiği hissedecek. Bütün hücreleriniz matematik olacak. O zaman görün bakalım başarı geliyor mu gelmiyor mu?

3. Çalışmaya oturduğun zaman bütün ruhi ve bedeni kuvvetinle kendini o işe ver.

Ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol. Sınavlar her sene bir milyon genci ezip geçiyor. Buğday tarlasına girmiş gibi bütün başakları kırıp geçiyor. Hiç umurunda da değil; “Falanca gencin dünyasını yıktım, filanca gencin hayalini yok ettim. Bundan sonra bu bir iş yapmayacak, depresyona girdi, hastaneye düştü, kafayı yedi.” Hiç umurunda değil! Eziyor geçiyor hepinizi arkadaşlar. O zaman uyanık olun. Geleceğinizi birilerinin avuçlarınızın arasından alıp götürmelerini engelleyin, müsaade etmeyin buna.

4. Çalıştığın bir iş üzerinde karşılaştığın bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme.

Bil ki; yılgınlık maskeli bir tembelliktir. Yine bil ki; çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hâsıl olan manevi lezzet eşsiz bir zevktir.

Sorunlar, engeller, problemler otomatik kapılara benzer. Siz üzerine gittikçe açılır. Geriye giderseniz o kapı karşınızda devleşir, kapanır. “Bu kapı asla açılmaz” dersiniz. Bir yürüyün üstüne bakalım ne oluyor? Onun için yılgınlık yok, pes etmek yok. Güçlüğü yenin arkadaşlar. Yapamazsın, başaramazsın diyenlerin karşısına o işi yapıp da çıktığınızda öyle büyük haz alıyorsunuz ki.

5. İşinde rastladığın bir güçlüğü evvela parçala sonra her parçayı birer birer ve sırayla yenmeye çalış.

Parçalara bölmek lazım. Kendinize; “Bir ayda 30 puan alabilir miyim?” diye sorduğunuzda mümkün değil dersiniz. Ama 30 puanı böldüğünüz zaman günde 1 puan yapar. 15 puan almanız gerekiyorsa iki günde 1 puan almanız gerekiyor.

“Hocam ben Ankara’ya gideceğim ama Ankara 450 kilometre. 6 saat sürüyor mümkün değil.” Böyle görürseniz. Bir yere gidemezsiniz zaten. Ama önce ben bir İzmit’e gideyim. Adapazarı, oradan Bolu, Düzce derken parçalara ayırdığınız zaman işin azaldığını, yükünüzün hafiflediğini göreceksiniz. O imkânsız gibi görünen başarılar parçalandığı, sırayla yenmeye çalışıldığı zaman bilin ki o sorunların hepsi çözülecektir.

6. Bir iş üzerinde yorulursan, dinlenmek için işini değiştir veya çalışma hızını yavaşlat fakat dinlenme bahanesiyle asla boş oturma. Tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış.

Bakın bu çok önemli. Yorulduğunuzda işinizi değiştirin, hafif temponuzu düşürün. Ama biraz dinleneyim diye ara vermeye, boş oturmaya başladığınızda o rahatlık sizi işinizden soğutabilir. Ya da 10 dakika ara vereceğim dediğinizde 9:59 olur olmaz hemen kalkın işinizin başına geçin. Yoksa o 10 dakika; olur 20, 30 derken 1 saat. Çünkü rahatlık bölgesi sizi içine çeker. Nefis; mücadele etmenizi istemez, yorulmak istemez.

7. Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de “Bugün şu kadar saat çalıştım yetişir. Bu kadar yetti artık” deme! Çalışmanın sonucuna ve öğrendiğine bak. “Cesaret gösterebilenler risk almaya hazır olanlardır.”

Çok ders çalışmanız bir anlam ifade etmiyor. Önemli olan neler öğrendiğinizdir. Siz 6 saat çalışıyorsunuz. Ama aklınız başka yerlerde. Ne aradığınızı bilmiyorsunuz, hangi soruların cevabını bulmanız gerektiğini bilmiyorsunuz. Bir başka arkadaşınız siz 6 saat çalışırken 2 saat oturuyor, konsantre oluyor, ne aradığını biliyor. O konudan çıkaracağı cevapları biliyor. O konudan neler çıkarabileceğini bilerek hazırlanıyor. Kısa kısa notlar alıyor. Bakın bu arkadaş başarılı oluyor.

8. Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeye koyulduğun zaman telaş edip sabırsızlanma. Yol al fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren.

Bir konuya çalışmaya başladınız, o konuyu anlamadan başka bir konuya geçiyorsunuz, o da bitmeden bir diğerine derken acele ediyorsunuz, telaşlanıyorsunuz o konuyu da anlamadan geçiştiriyorsunuz sonra o konudan sorular çıkınca çözemiyorsunuz. Ne anlamı kaldı? Anlamadan yapacağınız, geçeceğiniz 10 konudansa bilerek 5 konuyu çalışın daha iyi. Hiç olmazsa o 5 konudan çıkan soruları doğru cevap verirsin. Ama anlamadan geçtiğiniz 10 konudan bir tane bile doğru cevaplandırma şansın yok. “Ben konuları bitirdim hocam” diyor öğrenciler. Soruyorum denemeler nasıl gidiyor? “Bir sürü yanlış çıkıyor. O zaman sen konuları bitirememişsin. Yüzeysel olarak geçmişsin öğrenmemişsin ki.” Bunları göz ardı etmeyelim.

9. Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptığını, ne sonuçlar aldığını düşünmeden, yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.

10. Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Belki öfken geçer. Öfken geçsin, bekle ondan sonra karar ver. Bakın dikkat edelim başımıza gelen birçok problem, birçok sorunun altında öfkeli karar almamız, sinirli olmamızın yattığını görürsünüz.

11. Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddütte ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman; fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç.

Arkadaşlar, etrafınızda danışabileceğiniz, sıkıntıya düştüğünüzde paylaşabileceğiniz, onlarla güzellikleri paylaşabileceğiniz, hatta siz onları aramadan onlar gönül dünyalarında sizin sıkıntıya düşüp düşmediğinizi görüp, fark edip sizi arayabilen dostlarınız olsun. Size yol gösterip, fikir söyleyebilecek insanlar olsun. Ama samimi dostlarınız olsun. Bakın bunlar yoksa hayatta başarı yoktur. Hayatta mutluluk yoktur. Belki çok iyi makam ve mevkilere gelebilirsiniz. Bugün neden iş adamları mide ağrılarından kıvranıyor? Psikolog, psikiyatristlere gidiyoruz. Çünkü dertleşecek kimse yok, hâlden anlayacak kimse yok. Var ama biz bunları göz ardı ediyoruz. Size akıl verecek, sizi doğru yola itecek insanlarla beraber olun.

“Yolunuza devam edin ve hata yapın. Yapabildiğiniz kadar yapın çünkü başarıyı bu yol üzerinde bulacaksınız.” ‘Thomas J. Watson’

12. Başarına mağrur olma. Bil ki gurur; gelecekteki başarıların en büyük düşmanıdır.

Şeyh Edebali’nin gönlüme hitaben söylediği söz; “Oğul, bir baş ol ki oğul, dimdik durasın. Çiğneyip ezilmeyesin. Bir göz ol ki oğul, iyiliği göresin peşinden yürüyesin. Bir dil ol ki oğul, zehre bal süresin. Bir el ol ki oğul, yoksulu giydiresin. Bir yürek ol ki oğul, her zaman hak diyesin. Ayak olursan oğul, karınca ezmeyesin. Vakit kıymetli oğul. Sakın boş gezmeyesin.” Tarihimize baktığımız zaman; sıkıntılar yaşamışız ama her zaman dimdik durmuşuz. Çiğneyip ezilmemişiz. Başımız hep dik olmuş. Onurlu olmuşuz.

“Bir insan güzel bir işe kalkıştığında ‘Başaramazsın’ demek ona yapılabilecek en kötü uyarıdır.”

Hep anlatırlar; 1800 yıllarının başlarında Almanya ile Fransa’nın sınırında bir nehir akar. Almanlar bahçeyi bostanı ekerlermiş. Fransızlar da o zaman biraz daha uyanık oldukları için, güçlü oldukları için; gece nehrin öbür tarafına geçerler, Almanların ektiği ne varsa bostan, her şeyi alır götürürlermiş. Osmanlı’nın da pek iyi olmadığı dönemde Almanlar bu işi çözse çözse Osmanlı çözer der ve dedelerimize mektup yazar. Cevap yazarlar bizimkiler; “Şuan bizim içinde bulunduğumuz sıkıntılardan dolayı size asker gönderme şansımız yok. Ama biz size iki çuval yeniçeri askeri kıyafeti gönderiyoruz. Bu yeniçerili askerlerin kıyafetlerini siz askerlerinize giydirin. Birkaç gün yarımşar saat nehrin kıyısında bir gezip gitsinler, dursunlar. Merak etmeyin.” İki çuval yeniçeri askeri kıyafeti gelir. Almanlar bizim dedelerimizin dediğini yaparlar. Kendi askerlerine yeniçeri kıyafeti giydirirler. Birkaç gün yarımşar saat askerler sağdan soldan gidip geldikten sonra bir daha Fransızlar nehrin bu tarafına geçmezler. Ve şuan bu yeniçeri kıyafetleri müzede sergileniyor. Bakın dik durmanın, dik olmanın, onurlu olmanın kazanımları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir