Alınganlık

Alınganlık konusu hassastır. Hemen en başta ikiye ayırmalıyız,

1.    Alınganlık ile mücadele ki burada alıngan sen oluyorsun. Çünkü senin alınganlığın da başımıza çok iş açıyor.

2.    Alıngan insanlar ile mücadele etmek ki bunlar senin ömür törpülerin oluyor.

Önce seninle başlayalım. Neden alıngansın? Kimler seni çok üzüyor ve kabuğuna itiyor? Ya da bazen neden kimse bir şey demese bile, sen havadan nem kapıyorsun? Birkaç “çünkü” ile biraz daha yaklaşalım sana.

Çünkü; başkasına akıl verirken, aslında sen kendi sınır ve değerlerini tam bilmiyorsun. “Hayır canım, ben kırılmam, alınmam’’ dediğin çoğu sohbetten, içine atarak ya da açık açık trip atarak ayrılıyorsun. Arkadaş kazanma konusunda çok başarılı olsan da, maalesef kaybetme konusunda da bir o kadar iyisin. Yani birinci musluk havuzu doldururken ikinci musluk da boşaltıyor.

Çünkü; kendi değerini çok yüksek tutuyorsun. Bunun temel sebebi, ailenin seni yetiştirirken sana aşırı değer verip, kırılmana ve hayatın zorlukları ile karşılaşmana çok müsaade etmemesidir. “Sen ukalasın ya da kibirlisin” demiyorum. Aksine olabildiğince ve elinden geldiğince alçakgönüllüsün. Ama senin mütevazılığın başkalarına itici geliyor. Çünkü senin eğilebildiğin en uç noktaya, çoğu insanın uzanması bile zor. Bu yüzden insanların seni neden yanlış anladığını anlayamıyorsun.

Çünkü; cahilsin. Alıngan insanların fikir sahibi olmadıkları konularda daha kırılgan olduğu bilinen bir durumdur. Bunu daha çok yaşça senden büyük insanlara teknolojik bir şey anlatmaya üşendiğinde yaşarsın. “E tabi ben cahilim, ben salağım anlamam zaten…’ gibi garip bir şekilde sitem ederler. Ne yalan söyleyeyim komiktir. Dedene teknolojik bir şey anlatmaya çalıştığında çok zorlamaz da, annen ve bilumum kadınlar biraz daha alıngandır.

Çünkü; dinlemiyorsun. İnsanların söylemek istediklerinden sıkılıyorsun. Daha birinci cümle bitmeden, devamını tahmin edip yarıda kesiyorsun. İşte bu da aslında ağızlarından çıkmamış şeylerden ötürü insanlarla tartışmana yol açıyor. Kınyorsun insanları. Sonra “İyi de ben bunu demedim ki” ya da “Ben bunu demeyecektim ki” diye çaresizce savunmak zorunda bırakıyor sun o insanları.

Çünkü; zor birisin. Kusura bakma ama mükemmeliyetçisin, özellikle insanların sana sunduğu hizmetlerde… Sana göre yapılan iyilikler bile ya tam olmalı ya hiç olmamalı. Ödevine yardım etmek yerine beş dakika daha uğraşıp bitirebilir aslında. Sana iyilik yapmak aslında insanın kendi başına iş açması demek. İspatlayayım mı’ Düşün bakalım, en son herhangi biriyle hangi konu üzerine tartıştın? Üstelik zor birisin çünkü zor beğeniyorsun. Kaba hatlan ile tamam dediğin çoğu şeyin detaylarında seni mutlu etmek çok zor. Seninle evlenmek, köprüden atlamaya benziyor. İşin garip tarafı ise anlayamıyorsun, bu kadar mükemmel, uyumlu ve minnoş sen ile insanların ne sorunu olabilir ki? Meleksin sen.

Çünkü; unutmuyorsun. Unutamıyorsun. “Evet unuttum” ve

“Affettim” dediğin şeylerde bile aslında içinde kök salıp yeşeriyor bir şeyler. Üç ay sonra, üç yıl sonra öyle ya da böyle kaçıyor ağzından o kızgınlığın. Ya da laf sokup ima ediyorsun. Sen hata yaparsan affedilmeli ama sana hata yapılırsa artık çok kırılgansın. Onlar aynı olayı ısıtıp ısıtıp yeniden önlerine sunmandan bıktığında ise sen kırılıp alınıyorsun.

Artık bu alıngan insanların kim olduklarını biliyoruz. Peki, onlar ile (ya da seninle) nasıl başa çıkılır?

•    Öncelikle “Neyse, sonra konuşalım” dedikten sonra deliklerine kaçmalarına izin vermemelisin. Alıngan avlamanın birinci kuralı; onları deliklerinden çıkınca yakalamak ve bırakmamaktır.

•    Alıngan insanların laf koymalarına yol açacak pasları atmamaksın. Hele ki başkalarının yanında… Çünkü seyirci olmasına bayılırlar. En sevdikleri şey, o alınıp küserken aranızı yapmaya çalışan ya da onu pışpışlayan binlerinin olmasıdır.

•    Alınganların açık ve belirgin konuşmalarını sağlamak için en beklemedikleri anda saldırmaksın. Seni seven ve sana hak verecek ya da sadece onu seven insanların olduğu yerde ve zamanda değil de, mutlaka adil bir jüri varken konuyu açmalısın. Son dönemlerde sana en çok laf koyduğu olayı, o beklemiyorken ve mutluyken sen deşip açmalısın. Konuşmaktan kaçmak için “Yeri ve zamanı değil, sonra…” demesine aldanma. Tabii çok da uygunsuz bir zaman olmasın lütfen. Kaçmasına izin vermeden onu tamamen çözmelisin.

•    Sana yem olarak sunduğu bahane ve şikâyetlere inanmamaksın. Sen onun asıl derdini öğrenmedikçe, bu kan davası bitmeyecek.


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir